Hangi Suçlara Teşebbüs Mümkün Değildir? Antropolojik Bir Perspektif
Hepimiz, bir toplumda kabul edilen normlar, yasalar ve değerlerle şekillenen bir dünyada yaşıyoruz. Ancak, bu normlar ve yasalar her toplumda aynı şekilde oluşmaz; kültürler, farklı topluluklar ve tarihsel bağlamlar, suç ve suçluluğa bakış açımızı derinden etkiler. Peki, “suç” nedir? Sadece bir eylemin yasalarla çerçevelenmiş olmasından mı ibarettir, yoksa daha derin bir kültürel bağlamda, o eylemi bir suç haline getiren etmenler nelerdir?
Birçok kültür, toplumsal düzeni korumak için belirli normlar ve yasalar oluşturmuştur. Ancak, bu yasaların uygulanabilirliği, belirli bir toplumun değerleri ve inançlarıyla şekillenir. Kimlik, ritüeller, semboller, akrabalık yapıları ve ekonomik sistemler gibi unsurlar, suç ve suçluluk kavramını anlamamıza yardımcı olabilir. Hangi suçlara teşebbüs mümkün değildir, hangi eylemler bir toplumda asla suç olarak kabul edilmez? Bu soruyu sorarken, kültürel görelilik ve kimlik gibi kavramların derinliklerine inmeyi öneriyorum. Birlikte keşfedeceğimiz bir yolculuğa çıkmaya davet ediyorum.
Kültürel Görelilik ve Suç Kavramı
Kültürel görelilik, bir toplumun değerlerinin ve normlarının başka bir toplumun değerlerinden farklı olabileceğini savunur. Bir eylem, bir kültürde suç olarak kabul edilirken, başka bir kültürde aynı eylem suç olarak sayılmayabilir. Örneğin, batı toplumlarında bireysel hakların kutsallığı sıkça vurgulansa da, kolektivist toplumlarda grup çıkarları ve toplumun genel iyiliği ön planda tutulur. Bu durumda, bireysel özgürlüklerin sınırlanması, kimi toplumlarda kabul edilebilir bir uygulama olabilir.
Suçun Tanımında Kültürün Rolü
Birçok antropolog, suçun evrensel bir tanımının mümkün olmadığını savunur. Emile Durkheim’ın da belirttiği gibi, “suç”, toplumun normlarına aykırı olan eylemleri ifade eder. Ancak normlar her toplumda farklıdır. Örneğin, bazı yerel kabilelerde, bireylerin bir diğerinin malına el koyması sadece bir kişisel mesele olarak görülürken, bir batı toplumunda bu durum hırsızlık olarak tanımlanır ve ciddi sonuçlar doğurur.
Hindistan’daki bazı yerli kabilelerde, bir kişinin aşırı borçlanması ya da haksız yere başkasının malını alması, topluluk için suç değil, sadece “toplumun değerlerinden sapma” olarak görülebilir. Bu, kültürel normların ne kadar çeşitli ve esnek olduğunun bir örneğidir.
Ritüeller ve Semboller Üzerinden Suç
Birçok toplum, suç ve suçlulukla ilgili ritüeller geliştirmiştir. Bu ritüeller, suçun tanımını ve cezalandırılmasını şekillendirir. Örneğin, Amazon yağmur ormanlarında yaşayan bazı kabileler, toplumsal düzenin sağlanması için belirli ritüelleri ve semboller aracılığıyla suçları tanımlar ve cezalandırırlar. Bir kişiyi suçlu ilan etmek, bazen belirli bir sembolün kullanılmasını gerektirebilir. Bu semboller, sadece fiziksel bir işaret değil, aynı zamanda bir kişinin kimliğini ve toplum içindeki yerini yeniden şekillendiren güçlü bir kültürel işarettir.
Ritüeller ve semboller, suçun sadece toplumsal bir norm ihlali olmanın ötesine geçmesini sağlar. Onlar aynı zamanda toplumsal kimliği yeniden inşa etme, bireyi topluluğa yeniden kabul etme veya dışlama aracıdır.
Akrabalık Yapıları ve Suç
Birçok toplumda suç, yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda aile ve akrabalık yapılarının da sorumluluğundadır. Akraba ilişkilerinin suçtan nasıl etkilendiğine bakıldığında, suçun kolektif bir sorumluluk haline geldiği görülür. Örneğin, bazı yerli toplumlarda, bir kişinin suç işleyip işlemediği sadece o bireyin meselesi değildir; aile büyüklerinin ve toplumun onayı önemlidir. Bu, suçun bireysel bir mesele olmanın çok ötesine geçtiğini ve toplumsal yapının, suç ve suçlulukla ilgili kararları şekillendirdiğini gösterir.
Akrabalık ve Suç Tanımı
Polinezya’daki bazı adalarda, akraba gruplarının suçları nasıl tanımladığı çok daha kolektivist bir yaklaşımı yansıtır. Burada, bir kişinin yaptığı eylemler, yalnızca kendi kimliğiyle değil, aynı zamanda ailesinin, klanının ve tüm toplumunun kimliğiyle de ilişkilidir. Bu tür toplumlarda, bir suç işlendiğinde, suçlunun yalnızca birey olarak cezalandırılması değil, aynı zamanda suçlunun bağlı olduğu aile veya klan da toplumsal olarak sorumlu tutulabilir.
Bu, daha geniş anlamda bir sorumluluk anlayışını ortaya koyar: Toplumun, sadece bireylerin değil, kolektif olarak herkesin davranışlarını denetlemesi ve cezalandırması gerekir. Bu kolektivist bakış açısı, suçun sadece bireysel bir ihlal değil, kültürel bir değer kaybı olarak görülmesini sağlar.
Kimlik Oluşumu ve Suç
Suç ve kimlik arasında doğrudan bir ilişki vardır. Kişinin kimliği, toplumsal normlarla şekillenir ve bu normlar, suçu nasıl tanımladığınızı, suçla nasıl başa çıkacağınızı belirler. Kimlik, bireyin, topluluğun ve toplumun değerleriyle şekillenir. Bir kişinin suçlu olup olmadığı, bazen yalnızca toplumun o kişiye yüklediği kimliğe bağlıdır.
Kimlik ve Suçun Algısı
Birçok yerli toplum, toplumsal kimliği oluşturan ve güçlendiren ritüellerle suç ve suçluluk kavramlarını birbirine bağlar. Örneğin, Papua Yeni Gine’deki bazı kabileler, erkek olmanın, bir erkeğin “olgunlaşma” ritüelleri ve toplumsal sorumluluklarıyla sıkı bir ilişkisi olduğunu kabul eder. Bu kabilelerde, bir kişinin suç işleyip işlemediği, aynı zamanda o kişinin “erkek kimliği”yle de ilgili olabilir.
Kimlik inşası, bir kişinin toplum içindeki yerini belirlerken, toplumsal normları ihlal etmek, bu kimliği tehlikeye atmak anlamına gelir. Suç, kimliğin yeniden inşası veya yerinden edilmesi için bir araç olabilir.
Sonuç: Kültürel Çeşitliliğin Aydınlattığı Bir Perspektif
Kültürler arası farklılıklar, suçun tanımını ve suçluluğun sınırlarını nasıl algıladığımızı derinden etkiler. Her toplum, suç ve suçluluk anlayışını kendi normları, ritüelleri, ekonomik yapıları ve kimlik inşası çerçevesinde tanımlar. Bu nedenle, bazı suçlara teşebbüs etmek, bir toplumda tamamen imkansızken, başka bir toplumda bu suçlar, toplumsal yapıya ve kimliğe hizmet eden bir gereklilik olarak görülebilir. Kültürel görelilik, bizi, kendi toplumumuzun normlarını başka toplumlara genellememeye ve bu çeşitliliğe daha geniş bir empatiyle yaklaşmaya davet eder.
Sonuçta, suç ve suçluluk sadece hukukun veya yasa koyucuların belirlediği kavramlar değildir; aynı zamanda toplumsal yapılar, kimlikler, değerler ve ritüellerle de şekillenir. Bu, bize insanlık tarihi boyunca suçun anlamının ne kadar esnek ve değişken olduğunu gösteriyor.